TURUNCU SEVDA

TURUNCU SEVDA
YÜRÜYORUZ GÜNEŞE

26 Ocak 2012 Perşembe

Ülke ve Adanaspor İçin

            G Ü N D E M E    D A İ R

                        TFF olağanüstü genel kurulu vardı bugün… Gündem 58. Maddenin bir defaya mahsus değişimiydi… Kürsüye gelenler, çok şeyler söylediler… Herkes işin kendine ait bölümünden tuttu… Sonuçta önerge reddedildi ve genel kurul “küme düşmeye devam” kararı aldı…
Bugünkü genel kurulda biri vardı ki kendisi için, takımı için  için konuşmadı; ülkesi için konuştu… Ekonomik çarkların acımasızca döndüğü ve bütün ahlaki değerleri alt üst ettiği bir ortamda Şenol GÜNEŞ, “onurumla dimdik ayaktayım…  Yöneticiler değişiyor ama : Fatih Terim, Mustafa Denizli, Rasim Kara ve ben bizler birer sembolüz ve hep buradayız” dedi ve ekledi: “para amaç değil araç olmalıdır. Kurallar, kişilere, kurumlara göre değil futbolun mantığına göre belirlenmelidir. Kurallar oluşturulurken futbolcu, hakem ve antrenör derneklerinin de görüşleri alınmalıdır.”
Şenol Hoca’nın yaptığı konuşmada dikkat çeken noktalar şunlardı:
1)      “Futbolda para amaç değil araç olmalıdır. Futbolda kazanılanlar, futbolda eğitim için harcanmalıdır.”
2)      “Benim zamanımda futbolcular, serseri ve ahlaksızlık olarak görülürdü, bugün bu anlayış ve futbolcular değişti; ama serserilik ve ahlaksızlık futbolun geneline yayıldı.”
                         Şenol Hoca’nın tespitleri, futbolun “para egemen” bir oyun olmaması için gereken lerdir ve bu konuşma ayakta alkışlanacak türdendir. Ortada bir yanlışlık varsa bu yanlışlığı yapan kim olursa olsun bedelini ödemelidir. Ama bizim ülkemizde yanlışlığın türüne göre değil yanlışlığı yapanın sıfatına ve konumuna göre bedel hazırlama çabası vardır.
                        Şenol Güneş, kürsüde konuşurken ben de işin bizimle ilgili boyutundan baktım olaya… Bizimle ilgili derken elbette turuncu sevdamızdan yani Adanasporumuzdan söz ediyorum… Özellikle son iki yıldır, yaşadığımız süreç tam da Şenol Hoca’nın değdi noktadır. Yani Adanaspor’da para araç olmaktan çıkıp amaç olmaya dönmüştür. Nasıl mı?  Adanaspor yönetimi Ersan’ın Beşiktaş’a transferi ile yeni bir düşünce geliştirmiştir. Genç oyuncuları, süper lig takımlarına transfer ederek amaç olan paraya kısa yoldan kavuşmak… Okan Salmaz’ın, Cem Özdemir’in takımda yer bulması Levent Hoca’nın genç oyuncuları destekleme çabasından ötededir ve tamamen ekonomik mantıktır. Emrah Bedir’in her defasında ısrarla kiralık gönderilmesi de bu çaba ile ilgilidir. Son dönemlerde ise Adanaspor kalecisinin süper lige transfer olacağı söylentisi ortada dolaşmaktadır ki Levent Eriş, TRT de canlı yayında bunu duyurmuştur… Bu kalecinin Adanaspor taraftarı ile yaşadığı sorunlar, taraftara yaptığı hareket ve hatta yediği hatalı gollere rağmen ilk on birde tutulması, Türkiye’de kaleci sıkıntısı olması ve bu kalecinin süper lige gönderilerek kulübe para kazandırma arzusu ile ilgilidir. Yani işin özü Şenol Hoca’nın ülke gündemi ile ilgili tespitlerinden biri harfiyen Adanaspor için de vardır : “Para araç değil amaç olmuştur.”
                        Şenol Hoca, “ Benim zamanımda futbolcular serseri ve ahlaksız olarak görülürdü, bugün futbolcular değişti; ama serserilik ve ahlaksızlık futbolun geneline yayıldı.” diyor… Maç izlemeye değil kavga etmeye, rakibe, hakeme, futbolcuya küfretmeye gelen taraftar, parayı araç olmaktan çıkarıp amaca dönüştüren yönetimler, kendi taraftarına, rakip taraftara, rakip oyuncuya, hakeme küfreden futbolcular varsa bu ülkede “futbol ahlakı”ndan söz edilebilir mi?
Para kazanma hedefinde futbolcuyu araç olmaktan çıkarıp amaca dönüştüren anlayışlar da taraftarı hiçe sayıp transfer gözdesi yapmak istedikleri oyuncuları futboldaki hataları ve ahlaki eksikliklerine rağmen sahada tutar ve gerekirse tribünleri boşaltırlar ki bunun en net örneğidir Adanaspor… Çok değil daha sekiz dokuz ay önce Altay maçında tribünleri hınca hınç dolduran ve olay çıkartmayan, küfretmeyen taraftardan eser kalmamış, çoğu taraftar stadın yolunu unutmuştur…  Bu olayı “ elit taraftar modeli” ile açıklama ise en hafif deyimle insafsızlıktır.
Öyleyse gelin hem ülke hem de Adanaspor için şu soruya yanıt arayalım: “ Güçlüler mi haklıdır, yoksa haklılar mı güçlüdür?
                                                                                                     Fatin Murat SEFERBEYOĞLU
                                                                                                             26.01.2012

2 Kasım 2011 Çarşamba

Adanaspor Terbiyesi

                                                                           5 OCAK DEPREMİ
                        Böyle bir şeyin gerçekleşmesini hiç istemiyorduk… Kötü günler bizden uzak olsun istiyorduk… Yazdık, çizdik, konuştuk; ama derdimizi anlatamadık… Rize maçında başlayan uğultu, Akhisar maçında depreme döndü ve son olarak da Göztepe maçında artçı sarsıntı yaşandı… Güneşi yeniden keşfetmeye gerek var mıydı? Aylar önce Kanal A’ da Bayram Başkan’a “olası bir kötü sonuçta 5 Ocak’ta deprem yaşanır ve bu depremin altında kalırız.” derken tam da bunları anlatıyordum işte… Ama olmadı, soba el yakar dediğimiz halde, sobanın sıcaklığını dokunarak öğrenmeye çalışan yönetimin, eli yanıyor şimdi… Depremin ardından yıkılanları, dökülenleri saymanın bir anlamı yok… Depremin ardından ayakta kalanlara bakmak daha doğru olur…
                        Sezon sonunda Kanal A’daki programda Sevgili Gökmen ve beni kışkırtıcılıkla suçlamıştı Bayram Akgül, biz ise düşüncelerimizi söyleyip, uyarılarımızı yapıp susmuştuk… Sevgili Gökmen, hala susuyor…
Akhisar maçının ardından Bayram Akgül ile Mahir Alev arasında geçen bir telefon görüşmesi ve bu görüşme sonunda kırılan ve incinen “taraftarın abisi Mahir Alev”  Mahir abi,  kenara çekildi ve susuyor şimdi…
Son olarak da yine bir canlı yayın sonrası Adanasporlular Derneği yönetiminin istifası geldi… Bekir Alpkaya, yönetim kurulu ile birlikte istifa etti, şimdi o da susuyor…
                        Bu insanlar neden susuyorlar, biliyor musunuz? Adanaspor duruşudur susmalarına sebep… Önüne geleni yakıp yıksa da, kırıp dökse de kişisel değil Adanaspor Başkanlığı’na duyulan saygıdır, susmaya sebep… Çünkü orada, Orhan Şeref Apak’lar, Gündüz Tekin Onay’lar oturmuştur… Adanaspor terbiyesidir, bütün bu susmalara sebep…
                        Geçen yıl yaşanan sıkıntıların içinde tanımıştım Mahir Alev’i… Uzlaşmacı, sevecen kişiliği ile ön plana çıkıyordu hep… Doğrularından vazgeçmiyor; ama doğrularını kırmadan, dökmeden anlatmaya çalışıyordu… Kimi zaman gönderdiğim sert yazılara “yine coşmuşsun Fatin, biraz soluklan hele” diyerek sevgiyle, espriyle yön veriyordu… Duydum ki, Bayram Akgül, Mahir abi ile bir görüşme yapmış ve kırıp döktükleri listesine Mahir abi’yi de eklemiş… Çok üzüldüm demek, yetersiz kalıyor, çok incindim… O hareketi kendime yapılmış saydım… Ama Mahir Alev, yine büyüklüğünü gösterdi, yine Adanaspor duruşu sergiledi ve sustu… Adanaspor terbiyesidir bu…
                        Geçen yıl yaşanan sıkıntılı dönemde tanıdığım bir başka insan, Bekir Alpkaya idi… Taraftarla yönetim arasında mekik dokuyordu… İki tarafı uzlaştırmaya, tribündeki bütünlüğü korumaya çalışıyordu… Kendini turuncu sevdaya adamıştı ve bu sevdanın peşinde koşuyordu durmadan… Dün gece tesadüfen bir televizyon programına denk geldim… “Adanaspor’da neler oluyor?” diye soruyorlardı… Konuklar vardı… Konuklar kırgındı, kızgındı… Bu kırgınlık ve kızgınlığın nedeni Bayram Akgül’ün tavırlarıydı… Bekir Alpkaya bağlandı yayına, programın sunucusuna “sizin Adanasporluluğunuzdan şüphe duyuyorum, net olarak” dedi ve ekledi: “Adanaspor başkanlığı bizim için kutsaldır, orada bulunan kişi değil, o makam kutsaldır bizim için… Biz Adanaspor Başkanı’nı dört duvar arasında eleştiririz; ama böyle ekranlarda tartışmayız.”
Bu Adanaspor terbiyesidir, bu Adanaspor duruşudur işte… Hemen telefona sarıldım ve aradım Bekir Başkan’ı, sesi titriyordu, üzgündü… Turuncu sevdasının düştüğü bu durum içini acıtıyordu Bekir Başkan’ın… Geçen sezon oynanan Altay maçı öncesi tribün birlikteliğini doruğa çıkarmış bir insanın şimdiki parçalanmışlık karşısında duyduğu hüzün vardı sesinde -ki o maça gelmek için yanılmıyorsam, hastasının başında olmamıştı-
                        İstemiyorduk; ama 5 Ocak depremi yaşandı… Şimdi onu bunu suçlamanın zamanı değil… Şimdi yaraları sarmanın zamanı… Yaraları sarmak için de en önemli görev Bayram Akgül’e düşüyor. Çünkü kırıp döktüğü kişiler ADANASPOR ASALETİ ile susuyorlar… Evet, Bayram Başkan:
“Amerika’dan Adanaspor’u nasıl görüyorsun?” dediğiniz için Sevgili Gökmen’e özür borçlusunuz…
“Bu taraftarın abisini, incittiğiniz için” Mahir Alev’e özür borçlusunuz…
“Taraftarla sizin aranızda, sağlığını yitirme noktasına gelen Bekir Başkan’ı istifa etmek zorunda bıraktığınız için özür borçlusunuz…
“Bu taraftarı, küfürbazlıkla, hırsızlıkla, rantçılıkla, beleşçilikle suçladığınız için tüm camiaya özür borçlusunuz…
                        Umarım, bu enkazdan ders çıkarırız hep birlikte… Umarım yaralarımızı sarabiliriz birlikte…
                       
                                                                                              Fatin Murat SEFERBEYOĞLU
                                                                                              03.11.2011

31 Mayıs 2011 Salı

BÜYÜK ADANASPOR TARAFTARI






BİR TARAFTARIN ANATOMİSİ
                        Bayram Akgül’ün uzattığı el ile küllerinden doğan Adanaspor, Bankasya birinci ligdeki üçüncü sezonunu da tamamladı... Üç sezon boyunca önce play-off oynama şansını kaçırdık; sonra averajla süper ligi kaçırdık ve son olarak da küme düşme korkusu yaşadık...
Böyle bir takıma sevdalıyız işte… Çapraz atışları ile bizi şaşırtan ve en çok da bu şaşırtmaları ile bizi kendine bağlayan bir takım… Süper ligde oynadığımız sezonlardan birinde –yılını tam olarak anımsamıyorum- Beşiktaş’ı İnönü Stadında Özer Umdu’nun golü 1-0 yendiğimizde, çapraz atışlarımızla yeni tanışan ulusal gazetelerden birisi, ezberi bozulmuş biçimde: “Ummadık taş, baş yardı!” diye manşet atmıştı… Sezon boyu iddiasızmış gibi görünen ama sezon sonunda süper ligi averajla kaçıran bir turuncu ile; sezona şampiyonluk parolası ile başlayıp küme düşme korkusu yaşayan bir beyaz kesiştiğinde karşınıza elli yedi yıllık bir çınar çıkar: ADANASPOR…
                        Takım böyledir de taraftarı farklı mıdır, peki? Elbette hayır… İnsan yaşadığı yere benzer, demiyor mu Şair… Herkes yaşadığı yere, sevdiği nesneye benzer zaten…  Sezon boyu, uygulamadaki yanlışlarını eleştirdiği Bayram Başkan’ın etrafında bir kenetlenir ki yapılan eleştirilerden güç alıp Bayram Akgül’e tuzak kurmaya çalışanlar küçük dillerini yutuverirler…
Takımı gibi çapraz atışlar yapar Adanaspor taraftarı… En uygun pozisyonları gol yapamayan Gani’yi bağrına basar, laf söyletmez… Yediği hatalı gollere rağmen Malik, taraftarın sevgilisidir… Defanstaki ürkekliği ve güvensizliği bile Osman’ı taraftardan koparmaz… Çünkü bu taraftar, tabela taraftarı değildir…
Adanalı, oralı, buralı diye ayırmaz futbolcuları… Miliç, Sabotiç, Bakir Adanalı değil ADANASPORLU’dur bu taraftar için… Yani vefalıdır bu taraftar, herkesin beklediği gibi başarıya endeksli olup başarısızlıkta terk etmez gemiyi, satmaz oyuncusunu…
Bu sezon yaşanan olaylarda bu çözümlemeyi yapamayanlar sınıfta kalmışlardır… Adanaspor taraftarı, vefalıdır; ama küstahlığa ve şımarıklığa tepki gösterir… Adanaspor taraftarı, en ufak hatasında kadro dışı bırakılan oyuncuların yanında takımı küme düşme potasına getiren bir kalecinin korunup kollanmasını adil bulmaz ve tepki gösterir...
Dolaşın forum sayfalarını üç futbolcu ön plana çıkıyor ve taraftar bu üç futbolcuyu istemediğini net biçimde söylüyor…
1)      Tolgahan ACAR: Herhalde anlatmaya gerek yok nedenini ama “orta parmak” diye anımsatmakta yarar var… Hem hatalı gol yiyeceksin, hem küfredeceksin hem de ne pahasına olursa olsun, kaleyi bırakmayacaksın… Bir de olaydan dört ay sonra yani bugün çıkıp traji-komik açıklamalar yapacaksın… Komedi, tek kelime ile KOMEDİ…
2)      Emre AKTAŞ: Geldiği günden bu yana yükselme grubu dışında takıma yararlı olamayan Emre Aktaş, her yıl taraftara bir süper lig takımı istiyor masalı anlatmış ve kendini maçlara verememiştir… Taraftar tepki gösterince de maçı bırakıp taraftarla diyaloğa girmiştir… Adanaspor taraftarı samimiyetine inanmadığı adama destek vermez… Bunu öğrenmeyenler, bir an önce öğrenmelidir…
3)      Fevzi ÖZKAN: En ilginç isim Fevzi ÖZKAN… Maç biter, taraftar çağırır, bu arkadaş arkasını döner gider… Sonra iç saha maçı yaklaşırken boy boy açıklamalar yapar: “taraftarımıza güveniyoruz.” Maç biter, yine sırtını döner ve der ki “önce sövüyorlar, sonra çağırıyorlar” Biz de döner deriz ki : “tuzlayalım da kokma!” Şimdi bu tavrı, arkadaşlarımız “tribün yalakası” olmamak diye değerlendiriyor… Yanlış iklimlere yelken açıyorsun arkadaşlar… Kimse tribün yalakası aramıyor: ama taraftarı çağırınca en azından el sallayan bir nezaket arıyor insanlar… Arkadaşının taraftarla gol sevinci yaşamasını bile engelleyen bir adamın bu formayı taşıması üzüntü vericidir…
Sözün özü, takımı gibi çapraz atışları ile ünlüdür Adanaspor taraftarı… Bu taraftarı ciddiye almamak, traji-komik açıklamalar yapmak, “taraftar statükosu” falan gibi söz oyunlarına başvurmak çözüm değildir…

Büyük Adanaspor Taraftarı, demekle olmaz; asıl iş bu taraftarın büyüklüğünü görmek ve kabullenmektir…

           
                       
                                                                                              Fatin Murat SEFERBEYOĞLU
                                                                                              31.05.2011

                       

29 Mayıs 2011 Pazar

Aldatma... Aldanma...

BÖYLE GELMİŞ BÖYLE GİTMEZ

Özellikle kritik Altay maçı öncesi yaşananlar göstermiştir ki taraftarımız bilinçli, ilkeli ve adı gibi “büyük”tür. Sezon içinde yaşanan olumsuzlukları bir kenara bırakıp Bayram Başkan’ın etrafında kenetlenmiş ve yıllar sonra ilk kez muhteşem bir tribün görüntüsü ortaya çıkarmıştır… Adanaspor taraftarı, dosta düşmana “biz bir aileyiz” mesajı vermiştir…
Bayram Başkan’ın Levent Eriş ile anlaşması, taraftarı gelecek adına umutlandırmıştır… Ancak, son günlerde ortaya çıkan tablo, yukarıda anlattıklarımı gölgelemiştir. 84. Dakikada 2-0 önde olduğumuz bir maçı iki dakikada 2-2’ye getiren “o malum kaleci” ile ilgili olarak bu maçtan itibaren ısrarla söylediğimiz, dinlendirilmeli teklifi, yönetim ve hocalar tarafından kabul görmemiş ve “o malum kaleci” ısrarla oynatılmıştır… Bu ısrarın ve kuru inadın bedeli ise hem Adanaspor için hem de “o malum kaleci” için ağır olmuştur. Stres altında çıktığı maçlarda hep hatalı goller yemiş ve kaybedilen puanlar Adanaspor’u küme düşme hattına geriletmiştir… Yediği hatalı golün ardından taraftarın gösterdiği tepkiye ise bir güzel “orta parmak” yanıtı da verince “o malum kaleci” ile taraftar arasındaki bağ kopmuştur…  Tüm yaşananları görmezden gelip kaleci değişimine gitmeyenler, “o malum kaleci”nin yaptığını nefs-i müdafaa olarak kapatmaya çalışanlar; “şimdi susalım, sezon sonu konuşuruz” diyenler, bu sezon yaşananlarda pay sahibi olduklarını unutmamalıdır…
Bugün ise, transfer konusunda umutlanan taraftar yine şoka uğramıştır. İlk şok, Levent Eriş’in “Tolga iyi bir kaleci” sözü ile gelmiş ve ardından yönetim iç transferde ilk imzayı “o malum kaleciye attırmıştır.” Bunun adı nedir, bilemiyorum… Belediye saldırınca, büyük taraftara sarıl; Adalı saldırınca, büyük taraftara sarıl; iç saha maçı destek gerek deyip taraftara sarıl; ama iş “o malum kaleciye gelince “sen kimsin ki taraftar” deyip geç… Adını siz koyun, o zaman…
Peki, bu görüntüden sonra neler olur sizce? Ben söyleyeyim:
1)      “O malum kaleci” inadı sürer ve yeni sezonda tribünlere “orta parmak” izlemek isteyenler gider…
2)      Adanalı Tolga ile övünenler, yenilecek ilk hatalı golden sonra arkalarında bir tek Adanalı bulamazlar…
3)      Yönetim, taraftarın sesine kulak verir gibi yapıp Haluk gibi aldatıcı bir çözüm bulur; ama bu kez bunun altında kalır…
İşin özü şu ki, Bayram Başkan, “o malum kaleciyi” göndermez ya da kaliteli bir kaleci transferine imza atmazsa Altay maçındaki desteği bir daha düşünde bile göremeyecektir… Ben kendi adıma diyorum ki, “o malum kaleci” kalede olduğu sürece, ben tribündeki yerimi almayacağım; çünkü TOLGA CUMHURİYETİ ve ORTA PARMAK  hareketine harcanacak ne param ne de sağlığım var benim… Yolun açık olmasın “malum kaleci” ve yolunuz açık olmasın “o malum kaleciyi” koruyan ve kollayanlar…

                                                                                  Fatin Murat SEFERBEYOĞLU
                                                                                  29.05.2011

20 Mayıs 2011 Cuma

Duy Sesimizi Bayram Başkan!

                                                             “EN” LER
                          Adanaspor.org’un forum bölümünde taraftarların yanıtladığı on bir soruya ben de yanıt vermek istedim… Sezon başından beri yazdıklarımın bir özeti olan bu on bir soru yönetim tarafından dikkate alınır mı bilmiyorum; ama bildiğim tek şey bu sezon yaşadıklarımızı bir daha yaşamak istemediğimizdir… Bu sezon kötü şeyler yaşanmışsa, bu yaşananlardan ders çıkarılmalı ve fatura birilerine kesilmelidir… Aksi durumda önümüzdeki sezon da aynı sorunlar yaşanır… Bir sorunu ortadan kaldırmadan örtmeye çalışmak, yalnızca geçici bir çözümdür ve sonraki dönemlerde daha büyük sorunlara yol açar…
Önce şu on bir soruya yanıt vereyim, yorumu sonraya bırakayım isterseniz…
1-Takımımızın bu sezon en değerli oyuncusu kimdi?
Mbilla, Fahri, İzzet
2-Takımımızın kare ası (En iyi 4 oyuncumuz) kimlerdir?
Mbilla, Fahri, İzzet ve Kibong 
3-En iyi çıkış yapan oyuncumuz?
İzzet
4-Takımımızın bu sezon en kötü oyuncusu kimdi?
Tolgahan
 5-En büyük hayal kırıklıkları kimlerdi?
Bülent ve Sami 
6-Sezonun kırılma noktası? Hangi hafta, hangi olay?
On altıncı hafta, Akhisar maçı… Unutulmaz “orta parmak” hareketi… 
7-Yönetimsel anlamda yapılan en büyük hata?
Taraftarı hiçe sayan bir yönetim anlayışı… Taraftara ve yediği hatalı gollere rağmen Tolga’da ısrar edilmesi… Taraftarı kucaklamayan bir yönetim anlayışı… 
8-Yetkiniz olsa göndereceğiniz 4 isim?
Tolgahan, Fevzi, Emre ve Ahmet Görkem
9-Yetkiniz olsa sözleşmesini uzatacağınız 4 isim?
Fahri, İzzet, Mbilla, Talha, 
10-Bu sezon gönderdiğimiz oyuncular içinde, "Keşke kalsaydı" dediğiniz oyuncu?
Efe Can ve Emrah Bedir
11-Keşke bu yıl bizde olsaydı dediğiniz 4 Bank Asya 1. Lig oyuncusu?
Ahmet Şahin(Samsun), Kenan, Ramazan(GBB) Yiğit Can(Altay)

                        Özellikle Serdar Adalı ve yerel basındaki yandaşlarının saldırıları karşısında taraftarın vefasını gören Bayram Başkan, taraftarı her durumda aşağılayan, taraftara hakaret eden Tolgahan Acar; geldiği günden bu yana süper lig sevdası ile verimli olamayan Emre Aktaş ve geldiği günden bu yana taraftarla yıldızı barışmayan, arkadaşlarının gol sevincini taraftarla yaşamasına bile izin vermeyen Fevzi Özkan hakkında karar verirken bu sezon yaşananları dikkate alacaktır diye düşünüyorum, umuyorum, öyle olmasını istiyorum… Levent Eriş’le anlaşarak şampiyonluğu ne kadar istediğini gösteren Bayram Başkan’ın kaleyi bir acemiye teslim etmeyeceğine; taraftarı hiçe sayan futbolculara prim vermeyeceğine inanmak istiyorum…
Haydi, Bayram Başkan, taraftarın sesine kulak ver ve şu on bir sorunun yanıtını Leven Hoca ile değerlendir lütfen…
                                                                                              Fatin Murat SEFERBEYOĞLU
                                                                                                          21.05.2011

5 Mayıs 2011 Perşembe

İleri Demokrasi!

GÜÇLÜ OLAN HAKLI MIDIR?
“Beşincisi, yönetimi kırmamak adına “kol kırılır yen içinde kalır” mantığı ile hareket eden yorumcular ve “ne şiş yansın ne kebap” mantığı ile hareket edip futbolcu ile taraftar arasında kalan dernek anlayışı bir an önce değiştirilmelidir.…
Taraftara “orta parmak” gösteren bir kalecinin bu davranışını nefs-i müdafaa olarak yorumlayan ve “ben olsam aynısını yapardım” diyen ya da hareketi unutturmak için o futbolcunun Adanalılığı ile övünmeye çalışan anlayışlar, içinde bulunduğumuz durumdaki paylarını düşündükçe bilmem yutkunabiliyorlar mıdır?
Elbette, bunları yazmam birilerinin hoşuna gitmeyecek… Söylenmeye başlayacaklar ve:
Bu zor durumda bunlar yazılır mı, diyecekler.,.
Sezon sonu her şeyi konuşuruz, şimdi susalım diyecekler…
Bayram Akgül, giderse takım kapanır, masalını anlatacaklar…
Taraftarı kışkırtan provakatör olduğumu ya da popülist yaklaşım sergilediğimi söyleyecekler…
Hatta  daha da ileri gidip “Seferbeyoğlu, perdenin önündeki kukladır, arkasındaki güçler kim? diyecek kadar kendilerinden geçecekler…”
                        05.04.2011 tarihli “Yeniden Yapılanma” adlı yazımda aynen böyle söylemişim… Bugün 05.05.2011 ve yukarıda sözünü ettiğim arkadaşlar, yazılarımın yayın alanını daraltma operasyonunu hızlandırdılar… Önce kaplanpenche.org, şimdi de adanaturuncudur.com’da yazılarımın yayınlanmaması için her türlü taktiği uyguladılar… Dostlarımla aramı açmaya çalışıyorlar, beni yalnızlaştırma yöntemini hayata geçiriyorlar…
Peki, ben bu arkadaşları bu kadar kızdıracak ne yaptım sizce? Yalnızca doğruları söyledim… Adanaspor Duruşu yaratmaya çalıştım… Başarıdan önce erdem gelir, dedim… Adanaspor, yanlış yönetiliyor, dedim… Gelen teknik direktörlerin kalıcı olmamasının nedeni kulüp içinde aranmalıdır, dedim…  korunan ve kollanan futbolcular değil; hak eden futbolcular bu formayı giysin, dedim… Sıralamadaki yeri ne olursa olsun, tribünleri dolduran insanlara, potansiyel suçlu muamelesi yapamazsınız, buna hakkınız yok, dedim…  Yazdığınız yazılarla, yaptığınız spor programları ile insanları kandırmaya hakkınız yok, dedim… Bayram AKGÜL’ün uygulamadaki yanlışlarını söylemek, ne Bayram Başkan’a ne de Adanaspor’a ihanet olarak algılanmamalıdır, dedim…
Benim söylediklerim karşısında, cadı avı masalı uydurdular, taraftarı da sıralamadaki yere dahil ettiler… Kim çok eleştiriliyorsa, onu programlarına çıkarıp aklamaya çalıştılar… İkide bir Çatalan konusunu gündeme getirdiler… Yetmedi, menejer gibi ortaya çıkıp Emenike-Mbilla karşılaştırması yaptılar… Yetmedi, çeşitli arkadaşları aracılığıyla Adanaspor.org’un forum sayfasında bana yönelik sözlü karalamalar başlattılar…
                        Ama olmuyor işte, ne yapsalar, ne etseler, bu Seferbeyoğlu susmuyor… Şimdi Adanaspor.org’un forum sayfasından attırmaya çalışıyorlardır, eminim… Ama önemli değil, ben sözümü söyleyecek bir ortam, mutlaka bulurum… Doğru söyleyeni dokuz köyden kovsalar da onuncu köy hep vardır; çünkü dünya dokuz köyden ibaret değildir… Ne yapacağını düşünen ben olmayacağım; ama başını kuma saklayanlar, hep ne yapsak, nasıl etsek diye düşünecekler… Güçlü olduğu için haklı olduğunu sananlar, hayal iklimine yelken açıp güneşi balçıkla sıvamaya çalışanlardır…
                                                                       Fatin Murat SEFERBEYOĞLU
05.05.2011

4 Mayıs 2011 Çarşamba

Eski Baraj, ahhhh Eski Baraj!


ANILARDA ESKİ BARAJ – 3
            Eski Baraj, dişiyle tırnağıyla hikayesini yazanların; Eski Baraj, yoksulluğu umuda katık yapanların yeridir, demiştik ya, bir babanın Eski Baraj’a sığmayan öyküsüdür, bu haftaki yazımız… Bir babanın kendi gücünü kendisinin yaratmaya çalıştığı inanılmaz bir mücadeledir, bu öykü…
            Amatör maçlara gittiniz mi hiç? Sahada mücadele eden yirmi iki genç vardır… Yirmi iki yaşam vardır sahada… Umut yüklüdür bu gençler… Bir gün, adlarını yeşil sahalarda duyurmak adına, düşlerinin peşinde koşarlar doksan dakika… Bu maçlarda tribünlere bir bakın, parmakla sayılacak kadar azdır seyirci… Yirmi iki gencin bir taraftarı olsa yirmi iki kişi eder; ama tribünde bu sayı bile yoktur…
O dönemlerde amatör maçların değişmez bir taraftarı vardır…  O Eski Baraj gençlerinin “Cumali amca”sıdır… Futbol sevdalısıdır… Oğlu Zeki’nin iyi bir futbolcu olması için uğraşmaktadır… Zeki’yi Adana Demirspor alt yapısına vermiştir… Vermiştir vermesine ya, işin burada bitmediğini, yetenekle bu işin çözülemeyeceğini bilir Cumali amca… Arkasında bir güç yoktur… Eski Baraj’ın bir gecekondusunda işçi emeklisidir O… Bunları bilir; ama mücadelen vazgeçmez… Eski Baraj’ın toz toprak alanlarında top koşturan gençleri toplar etrafına… Bu gençlerle bir takım kurar… Sesini duyurmak, futbolda bir güç olmak, böylece de oğlunun yolunu açmaktır amacı… Önceleri gençler için, arkadaşları Zeki’nin babasıdır, sonrasında ise  “Cumali amca”dır, yere göğe sığdıralamayan… Ailelerinin sözünü dinlemeyenler Cumali amca’nın bir sözünü ikiletmezler…
Kurduğu takım, mahalle maçları ile başlar işe… Adana’nın gidilmedik mahallesi kalmaz… Bir iki yenilgiden sonra takım rayına oturur… Maç olmadığı haftalarda antrenman yaptırır Cumali amca… Oynanan mahalle maçları etkisini gösterir ve artık çevre köylerden maç teklifleri gelir… Gerdan, Kürkçüler derken çevre köyler de dolaşılır bir bir… Bu maçlar, Zeki için de birer deneyimdir… Bu deneyimler etkisini gösterir ve Zeki Adanaspor’a transfer olur…           
Cumali amca, mücadelesini kazanmış ve yokluğun, yoksulluğun diyarından bir güç çıkarmıştır… Kurduğu takımdaki oyuncuların çoğu Amatör küme takımlarında top koşturmaya başlar… Aytekin Sağlıkspor’a, Şehmus Gümrükspor’a gider… Zeki ise, Adanaspor’un Sabotiç’li kadrosu ile birinci ligde olduğu sezonlarda B takımın değişmezi olur…
Adanaspor A takımına doğru yürürken talihsiz bir sakatlık futboldan erken koparır Zeki’yi… Cumali amca da bir süre sonra sessiz sedasız göçüp gider, arkasında mücadele dolu bir yaşam bırakarak…
            Ne demiştik, Eski Baraj, dişiyle tırnağıyla hikayesini yazanların yeridir aslında… Eski Baraj, yoksulluğu umuda katık yapanların yeridir biraz da…

                                                                                              Fatin Murat SEFERBEYOĞLU